Şirketlerde Risklerin Erken Teşhisi ve Yönetimi

riskmakaleBilindiği üzere yeni Türk Ticaret Kanunu, ülkemizde şirketlerin yönetim ve denetimi ile ilgili önemli değişiklikleri içermektedir. Denetime ilişkin usul ve esaslarda kafa karışıklıkları büyük ölçüde giderilmiş olmasına karşı, bahse konu Kanunun, 378. Maddesinde ele alınmış olan “Riskin Erken Saptanması ve Yönetimi” konusunda bazı kafa karışıklıkları olduğu görülmektedir. Bu kafa karışıklıkları genellikle, konunun uygulama boyutunda yapılması gerekenler ile ilgilidir.

 

Kanunun 378. Maddesinde, pay senetleri borsada işlem gören ve görmeyen diğer şirketler şeklinde ikili bir ayrım yapılmış, pay senetleri borsada işlem görenler şirketlerde, yönetim kurulu, “riskin erken teşhisi ve yönetimine” ilişkin uzman bir komite oluşturmak ile yükümlü kılınmıştır. Diğer şirketlerde ise bu komite, denetçinin gerekli görüp bunu yönetim kuruluna yazılı olarak bildirmesi halinde derhal kurulacak ve ilk raporunu, kurulmasını izleyen bir ayın sonunda verecektir.

 

Bu komite, şirketin varlığını, gelişmesini ve devamını tehlikeye düşüren sebeplerin erken teşhisi, bunun için gerekli önlemler ile çarelerin uygulanması ve riskin yönetilmesi amacı ile kurulacak olup, sistemi çalıştırmak ve geliştirmek ile yükümlü kılınmıştır.

 

Bu komiteye bazı şirketlerde, “Risk Komitesi”, bazı şirketlerde “Risk Yönetim Komitesi”, bazı şirketlerde ise “Riskin Erken Saptanması ve Yönetimi” komitesi şeklinde isimlendirildiği görülmektedir. Burada komiteye verilen isimden ziyade, komitenin teşekkülü, işlevselliği ve sorumluluğunu nasıl yerine getirdiği önem taşımaktadır.

 

Oldukça fazla sayıda şirketten, ki bunların bir kısmı hisseleri borsada işlem gören şirketlerdi, bana gelen bazı sorulardan konunun şirketlerimizin Yönetim Kurulları tarafından net anlaşılmadığını gördüm. Yönetim Kurulları, konu ile ilgili olarak Müşavirleri ve Avukatları aracılığı ile bilgi almaya çalışırken, alınan bu bilgilerin bazen yanlış yorumlanmış olduğunu, çoğu zaman da uygulamaya ilişkin bir rehberlik içermediğini gözlemledim.

 

Bu konuya ilişkin şirket yönetim kurullarının cevap aradıkları sorular şunlar:

 

  • Komite kimlerden, nasıl oluşturulmalıdır? Dışarıdan üye almak mümkün müdür?
  • Komite hangi sıklıkla toplanmalı, hangi sıklıkla raporlama yapmalıdır?
  • Denetim Komitesinden farkı nedir? Yetki ve görev çatışması söz konusu olacak mıdır? Görev, yetki ve sorumluluklar nasıl ayrıştırılacaktır?
  • Komite nasıl işlev gösterecektir? Riskin erken saptanması ve yönetimine ilişkin komite üyeleri, bizzat sahada çalışma yapacaklar mıdır?
  • Risklerin erken teşhisi ve yönetimi için şirket içinde bir sistem kurmak gerekli midir? İç kontrol ve risk yönetimi sistemleri bu ihtiyacı karşılar mı? Bu sistemleri nasıl oluşturabiliriz?
  • Şirketimizde hali hazırda var olan iç denetim ve/veya risk yönetimi faaliyetlerinden nasıl fayda sağlayabiliriz?
  • Kanunun gereğini yerine getirmek adına göstermelik bir komite kursak, herhangi bir sıkıntı yaşar mıyız?
  • Risklerin erken saptanması ve yönetimi bize ne fayda sağlar? Gerçekten de kanuni bir zorunluluğa uyum sağlamanın haricinde, şirketimizin bu işten kazancı ne olur?
  • Pay senetleri borsada işlem gören bir şirket değiliz. Bu komiteyi ve buna bağlı sistemleri oluşturmak bize ne fayda sağlar? Maliyeti ne olur?

 

Bu sorular ışığında konuya hem kavramsal, hem de uygulama boyutu ile açıklama getirmek gerektiğini düşünüyorum.

 

 

Komite kimlerden, nasıl oluşturulmalıdır? Dışarıdan üye almak mümkün müdür?

 

 

378. Maddenin gerekçesinde, komitenin bazı yönetim kurulu üyelerinin görevlendirilmesi ile veya tamamen üçüncü kişiler ile oluşturulabileceği ifade edilmiştir. Komitenin tamamen veya kısmen yönetim kurulu üyelerinden meydana gelmesi halinde, Yönetim Kurulunun, Amerika’ daki en iyi uygulamalardan birisi olan icrai sorumluluğu olan- icrai sorunluluğu olmayan üyeler ayrımını gözetecek şekilde oluşması gerekebilecektir. Bu konuda, kanun gerekçesinde bir açıklık bulunmamaktadır. Öte yandan, hem ülkemizde, hem de dünya genelinde, benzer nitelikteki kurumsal komitelerin teşkiline ilişkin iyi uygulamalara bakıldığında, komite üyelerinin çoğunluğunun, icrai sorumluluğu bulunmayan iç veya dış üyelerden oluşması gerektiğine dair bir görüş birliği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kanun gerekçesinde, üçüncü kişilerin yer alabileceğine ilişkin açıklama da bu görüşü destekler mahiyettedir.

 

Şahsi görüşüm, bu tür Komitelerin, ağırlıklı olarak, icrai sorumluluğu bulunmayan, ancak şirket strateji ve operasyonlarını algılayabilecek mesleki yetkinliğe ve backgrounda sahip kişilerden oluşturulması gerektiği yönündedir. Örneğin, icrai sorumluluğu bulunan, faaliyette bulunulan sektörü ve şirket operasyonlarını iyi tanıyan bir üye, icrai sorumluluğu bulunmayan ancak hem sektörü hem de şirketi yakından tanıyan bir üye ve dışarıdan risk yönetimi, iç denetim veya iç kontrol alanlarında önemli mesleki deneyimi ya da bilgi birikimi bulunan üçüncü bir kişiden oluşturulan bir komite oluşturulabilir.

 

Komite hangi sıklıkla toplanmalı, hangi sıklıkla raporlama yapmalıdır?

 

Riskin Erken Teşhisi ve Yönetimi Komitesi, yeni TTK 378. Madde çerçevesinde, Yönetim kuruluna her iki ayda bir raporlama yapmak ile mükellef kılınmıştır. Öte yandan, bahse konu Kanunun ilgili Maddelerinde, komitenin işleyiş usul ve esaslarına dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.  Benzer kurumsal komitelerin işleyişine bakıldığında (örneğin denetim komiteleri), yılda en az 4 defa toplantı gerçekleştirdikleri görülmektedir. Öte yandan, iki ayda bir raporlama yapması gereken bir komitenin, en az iki ayda bir toplanması gerektiği de görülmektedir.

 

Komitenin, çalışma alanı risklerin erken teşhisi ve tedbirlerin alınmasının sağlanması olduğundan ve geçmişe değil geleceğe dönük bir bakış açısı ile çalışması planlandığından tavsiyem, ayda en az bir defa toplanması yönünde olacaktır. Ayrıca, daha sonra detaylıca açıklanacak olan risk yönetimi ve iç denetim faaliyetlerinin sonuçları, daha sık ve acil toplantıyı gündeme getirebilir. Bu sebeple, Komite prensip olarak her ayın son haftası toplanmalı, ayrıca ihtiyaca binaen de acil toplantı gündemi ile toplanabilmelidir. Bu bağlamda, komite üyelerinin, tercihen şirket merkezinin bulunduğu şehirde ikamet ediyor olmaları, toplantıların şirket tarafından belirlenen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleştirilmesini temin eden önemli bir tedbir olacaktır.

 

Riskin Erken Saptanması ve Yönetimi Komitesinin Denetim Komitesinden farkı nedir? Yetki ve görev çatışması söz konusu olacak mıdır? Görev, yetki ve sorumluluklar nasıl ayrıştırılacaktır?

 

Öncelikle Kanunun 378. Madde gerekçesi, Riskin Erken Teşhisi ve Yönetimi Komitesi, Finans Denetimi ve Denetim Komitesini, şirket iç kontrol mekanizmaları olarak tanımlamıştır. Her iki komitenin işleyişleri arasındaki fark, yine TTK’ nın 378. Maddesinin gerekçesinde ortaya koyulmuştur. Ancak ilgili maddenin gerekçesinde, kafa karıştırıcı bazı açıklamalar da olduğu görülmektedir. Denetim Komitesinin, yönetimin izlenmesine ilişkin bir gözetim komitesi olduğu, Riskin Erken Teşhisi ve Yönetimi Komitesinin ise riske dönük dar kapsamlı bir komite olarak konumlandırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu konumlandırmaya ek olarak, ilgili Madde gerekçesinde, Riskin Erken Teşhisi ve Yönetimi Komitesi, geleceğe dönük, Denetim Komitesi ise, geçmişe dönük değerlendirmeler yapan komiteler olarak ifade edilmiştir. Denetim Komiteleri, en iyi uygulamalara bakıldığında, geniş bir perspektiften, muhasebe ve finansal raporlama süreçleri, iç kontrol sistemi ve iç denetim faaliyetlerinin gözetimini üstlenen komitelerdir. Risklerin kurum genelinde tespiti, yönetimi ve izlenmesi ise Risk Komitelerine bırakılmıştır. Elbette, bu kapsam çerçevesinde Denetim Komitelerinin, risklerin erken saptanması ve yönetimi ile ilgilenmemesi, bu konuyu tamamen risk komitelerine bırakması da pratikte mümkün gözükmemektedir. Komiteler arası görev, yetki ve sorumlulukların netleştirilmesi, tüm dünyada önemli bir husus olarak dikkat çekmektedir.

 

Bu bağlamda, iyi uygulamalar ve tecrübelerimiz çerçevesinde bazı önerilerde bulunabiliriz. Öncelikle her iki Komitenin görev ve sorumlulukları ile usul ve esasları yazılı Yönetmelikler ile belirlenmelidir. Bu yönetmeliklerde, her iki Komitenin işleyişine ve birbirleri ile olan ilişkilerine net olarak yer verilmelidir. Riskin Erken Teşhisi ve Yönetimi Komitesi, Denetim Komitesine kıyasla, günlük operasyonlar ile daha yakından ilgilidir. Kurumsal risk yönetimi faaliyetlerinin raporlandığı ve izlendiği bir komite olarak, Riskin Erken Teşhisi ve Yönetimi Komitesi iş süreçleri, tüm organizasyonel seviyelerdeki risk değerlendirmeleri, kontrol öz değerlendirme faaliyetleri ve risk yönetim strateji ve kararlarının faaliyet sonuçları ve alınması gereken aksiyonları yakından izlemek zorundadır.

 

Şirketin bir kurumsal risk yönetimi sistemine sahip olması durumunda, bu sistemin önemli bileşenleri olan kritik risk göstergelerinin takibi ve gerekli tedbirlerin alınmasının sağlanması da komitenin görev alanına girmektedir. Bu durum her iki komiteyi birbirlerinden ayıran önemli bir unsurdur. Risk komitesi, yönetim, organizasyon yapısı ve icrai faaliyetler ile entegre olan kurumsal risk yönetimi sisteminin işleyişinin ve sağlıklı bir şekilde izlenmesinin teminatı olarak, daha sık, detaylı, teknik değerlendirmeler yapmak durumundadır. Denetim Komitesinin aksine, Riskin Erken Teşhisi ve Yönetimi Komitesinde yer alacak üyelerin kişisel özellikleri, mesleki deneyimleri ve konuya ilişkin uzmanlıkları kritik önem arz etmektedir.

 

Bu çerçevede komiteler arasında iç denetimin risk yönetimine ilişkin denetim sonuçlarının gereğinin yerine getirilmesi, kurumsal risk yönetimi çerçevesinin uygulanması (COSO veya ISO 31000 gibi), iç kontrol ve risk yönetimi faaliyetlerinin diğer kurumsal sistem ve süreçler ile entegrasyonu, finansal risklerin yönetimi gibi konularda, sıkı bir işbirliği ve sağlıklı iletişim kurulması gerekmektedir.

 

 

Komite nasıl işlev gösterecektir? Riskin erken saptanması ve yönetimine ilişkin komite üyeleri, bizzat sahada çalışma yapacaklar mıdır?

 

Komite üyeleri, belirli bir ölçeğin (ciro, çalışan sayısı, yönetim kurulu ve icranın ayrıştığı durumlar) üstünde olan şirketlerde risklerin erken teşhisi ve yönetimi ile ilgili sistemlerin kurulması ve gözetimi ile sorumludurlar. Komitelerin şirketlerde ilk görevi, etkin bir kurumsal risk yönetimi sisteminin oluşturulmasıdır. Bu sistemler, dünyada genel kabul görmüş COSO Kurumsal Risk Yönetimi Çerçevesi ya da ISO 31000 gibi modellere göre yapılandırılmalıdır. Bu en iyi uygulamalar çerçevesinde yapılandırılan risk yönetimi faaliyetleri, daha anlaşılır, tanımlanabilir ve sistematik hale gelecektir. Komite üyeleri, görev süreleri boyunca kurumsal risk yönetimi sisteminin oluşturulması, işlevselliğinin sağlanması ve kurum içinde sahiplenilmesi için çaba gösterirler.

 

Komite üyelerinden bizzat risk yönetim çalışmalarına katılmaları, bu çalışmaları yürütmeleri ya da içinde olmaları beklenmez. Öte yandan, denetim komitesi üyelerinden farklı olarak, icra ile daha yakın çalışmaları gerekmektedir. Kurumsal amaç ve hedefler ile bunları tehdit eden stratejik risklerin belirlenmesi, izlenmesi, yönetimin genel risk iştahının ve farklı seviyelerdeki risk toleranslarının belirlenmesi gibi konularda aktif bir yaklaşım sergilemeleri ve beklenir. Belirli bir ölçeğin üzerindeki şirketlerde, komite üyelerinin kurumsal risk yönetimine ilişkin görev ve sorumluluklarını yerine getirmede izleme ve raporlama faaliyetleri ağırlıklıdır.

 

Öte yandan, belirli bir ölçeğin altında olan, yönetim kurulu- icra fonksiyonlarının çeşitli sebepler ile tam ayrışamadığı şirketlerde, komite üyelerinin, risklerin erken teşhisi ve yönetimine ilişkin daha aktif bir tutum sergilemeleri beklenir. Stratejik ve operasyonel düzeylerde iyi risk yönetimi için şirket içinde aktif bir iletişim politikası izlemeleri ve risk yönetimini, Yönetim Kurulu’ nun öncelikleri arasında üst sıralara taşımaya çalışmaları gerekir. Kurumsal risk yönetimine ilişkin farkındalık kazanmak, yönetim kuruluna kazandırmak, dış uzmanlardan destek almak ve kurumsal risk yönetimi “iç ortamını” oluşturmak için çaba sergilemeleri gerekebilir.

 

Genellikle, yönetim-icra ilişkileri gayrı resmi ve iç içe olan kurumlarda, etkin bir risk yönetimi sağlamak zor olabilir. Özellikle belirli bir ölçeğin üzerindeki aile şirketlerinde, aile bireylerinin şirketin icrai fonksiyonların başında olmaları, etkin risk yönetimini zorlaştırabilir. Bu gibi hallerde, komite üyelerinden en az bir tanesinin yönetim kurulundaki sözü geçen aile üyelerinden oluşturulması gerekmektedir. Ölçeğin ve yönetsel yapının durumuna göre, komite üyelerinin, saha çalışmalarına da aktif katılmaları gerekebilir. En kötü ihtimalle saha çalışmalarını yakından izlemeleri ve bu konuya önem verdiklerini hissettirmeleri gerekir.

 

Komite üyeleri genel anlamda, izleme ve raporlama sorumluluğu taşısalar da, belirli ölçeğin altında yer alan bazı kurumlarda, etkin risk yönetimi sistemleri oluşturmak amacıyla, icra ile daha yakın çalışmak durumunda kalabilirler.

 

 

Risklerin erken teşhisi ve yönetimi için şirket içinde bir sistem kurmak gerekli midir? İç kontrol ve kurumsal risk yönetimi sistemleri bu ihtiyacı karşılar mı? Bu sistemleri nasıl oluşturabiliriz?

 

Kurumsal risk yönetimi ve iç kontrol sistemleri, doğru kurgulandığı ve sağlıklı bir şekilde işletildiği takdirde, risklerin erken teşhisi ve yönetimi için fazlasıyla yeterlidir. COSO’ nun 1992 tarihli Entegre İç Kontrol Çerçevesi ile 2004 tarihli Kurumsal Risk Yönetimi Çerçeveleri (www.coso.org) bu sistemlerin nasıl oluşturulacağı ve denetleneceği ile ilgili rehberlik sağlamaktadır.

 

İç kontrol ve kurumsal risk yönetimi sistemleri özünde, risklerin yönetileceği ortamların tanımlanması ve iyileştirilmesi ile başlamakta, risklerin tespiti ile devam etmekte, uygun tedbirler alınmak suretiyle risklerin azaltılması ya da doğru stratejiler ile yönetilmesi ile de ana işlevlerini tamamlamaktadır. Bu sistemlerin özünde “risk” lerin kurumun risk iştahı ve risk toleransları çerçevesinde kabul edilebilir seviyelere indirilmesi vardır.

 

Prensip olarak, kurumsal risk yönetimi, iç kontrol sistemini de içermektedir. COSO yayınladığı uygulama araç ve rehberlerinde, önceliği iç kontrol sisteminin oluşturulmasına, daha sonra sistemin kurumsal risk yönetimine dönüştürülmesine yönelik yönlendirme yapmaktadır. Bu bağlamda, risklerin erken teşhisi ve önlenmesi komiteleri açısından atılacak ilk adım iç denetimi de içeren, sağlıklı bir iç kontrol sistemi oluşturulması olabilir. Öte yandan, doğrudan kurumsal risk yönetimi sistemi oluşturmak ile de başlamak mümkündür. COSO, bunun da mümkün olduğunu ve tercih eden şirketlerin doğrudan kurumsal risk yönetimi çerçevesini kullanmaya başlayabileceğini belirtmektedir.

 

Bu sistemlerin oluşturulması için ilk adım, kurum içi farkındalığın ölçülmesidir. Farkındalık, şirket/birim yöneticilerine yapılacak anketler veya mülakatlar ile ölçülebilir. Farkındalığın tespiti sonrası, kurum içinde, bu çalışmaları koordine edecek uygun bir yöneticinin bulunması, tüm birimlerden belirlenecek uygun adaylar ile bir proje ekibi oluşturulması ve bu ekibe kurumsal risk yönetimi ile ilgili eğitim desteği sağlanması bir sonraki adımdır. Holdinglerde, holdinge bağlı şirketlerden uygun adaylar belirlenmesi ve çalışmaların merkezi bir şekilde yürütülmesi gerekebilir. Eğitim alan, farkındalığı yükselen ve aynı dili konuşmaya başlayan proje ekibi, eğer dışarıdan danışmanlık desteği de alabilir ise, kurumsal risk yönetimi sistemini oluşturma projesine start verilebilir.

 

Kurumlarda, risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitelerinin, atacağı ilk adım, dışarıdan doğru niteliklerde danışmanlık desteği sağlamak olmalıdır. Risk yönetimi, iç kontrol ve iç denetim gibi konular uzmanlık gerektiren, teknik konulardır. İç denetim departmanı bulunan şirketlerde dahi, risk yönetimine ilişkin bir uzmanlık bulunmayabilir. Kurumsal risk yönetimi sistemi oluşturmada; yönetim ve organizasyon, süreç yönetimi, süreç analizi, risk analizi, kontrol tasarımı, kontrol denetimi, izleme sistemleri oluşturma, proje yönetimi ve çatışma yönetimi gibi alanlarda uzmanlık gerekmektedir. Bu uzmanlıkların şirketlerde bulunması her zaman mümkün olmamaktadır.

 

Kurumsal risk yönetimi sistemi oluşturmada destek alınacak olan danışmanların, başta CIA olmak üzere, CCSA ve CRMA gibi sertifikalara sahip olmaları, bu alanda en az 5 danışmanlık projesinde görev almış olmaları ve tercihen önemli bir uygulama deneyimine sahip olmaları şartları aranmalıdır. Komitelerin, güvenilir ve yetkin danışmanların desteğini almaları, kurumlarında oluşturacakları kurumsal risk yönetimi ve/&veya iç kontrol projelerinin başarısını belirleyen en önemli unsur olacaktır.

 

Şirketimizde hali hazırda var olan iç denetim ve/veya risk yönetimi faaliyetlerinden nasıl fayda sağlayabiliriz?

 

Kurumda hali hazırda bir risk yönetimi faaliyeti bulunuyor ise, komite açısından bu faaliyetin gözetimi önem kazanır. Komite üyelerinin, kurumda bulunan risk yönetimi faaliyetleri ile ilgili bir değerlendirme yapmaları önem taşır. Bu değerlendirmede aşağıdaki soruları sormak ve cevaplarını almak gerekmektedir:

 

  • Risk yönetimi faaliyetlerinde bir en iyi uygulama modeli kullanılmakta mıdır?
  • Risk yönetimi, silolar halinde (her birim ya da alanda farklı şekilde) mi, yoksa kurumsal bir yeknesaklık çerçevesinde mi yürütülmektedir?
  • Risk yönetimi faaliyeti sonuçları raporlanmakta mıdır?
  • Risk yönetimi faaliyetleri, iç denetim tarafından denetlenmekte midir? Denetim sonuçları risk ve denetim komitelerine düzenli olarak raporlanmakta mıdır?
  • Kurum içinde kurumsal risk yönetimi ile ilgili farkındalık gittikçe artmakta mıdır?
  • İç ortam (kontrol ortamı) iyi kurumsal risk yönetimini destekler mahiyette midir?

 

Bu sorulara verilecek cevaplara göre, kurumsal risk yönetimi sistemi iyileştirilebilir. Bu noktada, eğer kurum içinde bir iç denetim faaliyeti bulunuyor ise, iç denetçilerin kurumsal süreçler, mevzuat ve risklere ilişkin bilgilerinden de faydalanmak gerekir. İç denetçilerin süreçte, eğer yetkinlikleri bulunuyor ise, danışman olarak rol almaları ve denetim komitesine danışmanlık yapmaları iyi uygulamalardan bir tanesi olarak görülmektedir.

 

Risk yönetiminin hiç bulunmamasındansa, silolar halinde bulunması tercih edilir. Bu anlamda, sil baştan bir kurumsal risk yönetimi sistemi oluşturmak yerine, mevcut faaliyetlerin, bir en iyi uygulama (COSO ERM) çerçevesinde entegre edilmesi ve kurum genelindeki faaliyetlerde yeknesaklık sağlanması yerinde olacaktır.

 

Kanunun gereğini yerine getirmek adına göstermelik bir komite kursak, herhangi bir sıkıntı yaşar mıyız?

 

Pek çok şirket, risk komiteleri ve bu komitelere bağlı kurumsal risk yönetimi sistemlerinden sağlayacakları faydaları bilmediğinden, Kanunun gereğini göstermelik olarak yerine getirmektedir. SPK ve BDDK mevzuatına tabi şirketlerde, ilgili kurumların yakın gözetimi nedeniyle mutlaka komiteler oluşturulsa da bu komiteler pratikte işlevsel olmamaktadır. Sebebi komite üyelerinin görev ve sorumlulukları konusunda yeterince bilgi sahibi olmamaları, konunun yönetim kurulu nezdinde öncelik taşımaması ve yanlış yönlendirilmedir.

 

Komite üyeliği, bir angarya olarak görülüp, hele ki üyeler farklı şehir ya da ülkelerde yaşayan kişiler olduğunda, bu komitelerin toplanması bile sorun olmaktadır. Oysa ki, risk komiteleri, sağladıkları risk gözetimi hizmeti ile, kurumsal yönetim açısından en kritik araçlardan bir tanesidir. Bu bağlamda, komite üyelerinin bu sorumluluğun ayırdında olmaları önemlidir. Şirket yönetim kurulları, risk yönetimi kavramına gereken önemi vermeye başladıklarında, konu kanuni bir zorunluluk olarak değil, şirkete fayda sağlayacak bir uygulama olarak görülmeye başlanacak, bu sayede, risk yönetimi kurumlarda sağlıklı bir şekilde uygulanabilecektir.

 

Komitenin göstermelik olarak oluşturulması yerine, gerçekten fayda sağlamaya yönelik bir misyon çerçevesinde oluşturulması önerilmektedir.

 

Risklerin erken saptanması ve yönetimi bize ne fayda sağlar? Gerçekten de kanuni bir zorunluluğa uyum sağlamanın haricinde, şirketimizin bu işten kazancı ne olur?

 

Risklerin erken saptanması ve uygun stratejiler ile yönetilmesi, büyümeden, karlılığa, verimlilikten, itibar yönetimine, yasal uyumdan, hissedarların memnuniyetine kadar hemen her alanda büyük önem taşır.

 

Risk yönetimi, konuya uzak olanların algıladığı şekilde sadece finansal boyutu olan bir konu değildir. Risk yönetimi, kurumun tüm seviyelerinde uygulanan ve önemli kazanımlar sağlayan bir sistemdir.

 

Riskler, organizasyonun amaç ve hedeflerine ulaşmasını engelleyen, kuruma zarar verebilecek tehditlerdir. Bu tehditleri tanımlayıp, önceliklendirmek suretiyle ortadan kaldırmak, yönetimin asli fonksiyonlarından birisidir. İyi kurumsal yönetim, risk yönetimi olmadan olmaz. Şirket ya da kamu kurumlarında, kurumsal performansın önemli bir unsuru risk yönetimidir.

 

Yeni TTK ve 5018 sayılı Kanun, kurumsal yönetim kanunlarıdır. Türk şirketleri ve kamu idarelerinin hesap verebilir, şeffaf, sorumlu ve adil bir yönetim anlayışı ile yönetilebilmeleri için bazı kural ve politikaları ortaya koymaktadır. Bunların başında ise, iç kontrol ve risk yönetimi gelmektedir.

 

Bir kurumun;

 

  • Stratejik, mali ve operasyonel hedeflerine ulaşması,
  • Mali ve operasyonel raporlamaların tamlığı ve doğruluğu,
  • Varlıkların korunması
  • Kanun ve düzenlemelere uyum sağlaması
  • Faaliyetlerinde etkinlik, verimlilik ve ekonomikliği

 

sağlaması için iç kontrol ve kurumsal risk yönetimi gerekmektedir.

 

Bu sistemlere sahip olmayan kurumlarda, yukarıdaki kategorilerde yer alan koşullarda sorunlar yaşanabilir. Yukarıda belirtilen koşulları sağlayamayan bir şirketin ya da kurumun varlığını sürdürmesi kısa vadede mümkün olsa da, uzun vadede mümkün olamaz.

 

Risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitelerinde görev alan kişilerin, bu koşulların önemini ve risk yönetimi sistemi bulunmaması halinde, bu koşulların sağlanamayacağını bilmeleri gerekmektedir. Kurumsal risk yönetimi, bir ISO 9001 dokümantasyonu, bir tür denetim, bir dokümantasyon işi değil, tam tersi kurumların varlığını sürdürmesi, itibarını koruması, para kazanması ve başarılı olması ile ilgili bir konudur.

Etiketler:
Önceki yazılarım
Sonraki yazılarım

Hakkında bertankaya

Bir Cevap Yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmadı

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Yenile



Yukarıya Git